X. BÖLÜM
MECLİS-MECLİS
ŞARLATANLAR
Daha bundan 4 yıl önce altüstlük yaşanmamış gibi Bey’ler 4 Subayı asıp asmamayı tartışıyorlardı.
Bir parlemanto düşünün ki, silah zoruyla “cumhurbaşkanını” seçmiş!
Bir başbakan düşünün ki, silah zoruyla “başbakan” seçilmiş!
Bir takım Bey’ler silah zoruyla “tabii ( ömür boyu) senatör” olmuş!
Tabii senatörlerden ve cumhurbaşkanının atamasıyla gelen kontenjan senatörlerinden oluşmuş bir senato!
Ülkenin Başbakan’ı ve iki Bakan’ı asılmış. Milletvekilleri hapishanelere doldurulmuş!
Bir Ordu düşünün ki, tüm paşaları darbe toplantılarına katılmış!
Ve bunlar 4 Subay’ın asılıp asılmamasına karar verecekler!
Yaşananlar belgelendikçe ve anlatıldıkça gelecek kuşaklar bunların “utanmazlığını” bir daha bir daha görecektir. Bu şarlatanları tarih, sayfalarında gereken yerlere koyacaktır.
İNÖNÜ’NÜN İŞARETİ
Osman Deniz :
“Meclisteki görüşmeler bir hayli kavgalı gürültülü başladı. Havada çantalar uçuşuyordu, hatta yere düşen tabancalar bile vardı. Acele görüşülmesini isteyenlerle, gündemdeki sıraya göre görüşülmesini isteyenlerin kavgaları radyo haberlerini, meclis saatini, basını işgal etmeye başladı. Hatırladığım kadarıyla komisyon sözcüsü CHP'li Mehmet Can raporlarını savunarak dördümüzün idam cezasının onanmasını istiyordu. Mecliste en uzun konuşmayı Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Genel Başkanı Osman Bölükbaşı yapmıştır. 27 Mayıs'tan 22 Şubat'a ve 21 Mayıs 1963 tarihine kadar gelen olaylar dizisinin bir kronolojisini yapıyor ve koalisyon hükümetlerini suçluyordu. Böylece geliyorum diyen ihtilale göz göre göre seyirci kalındığını dile getiriyor, şimdi de ilahların kurbanlar aradığını söylüyor ve insafa davet ediyordu. “Suç varsa herkes suçludur” deyip idamların durdurulmasını istiyordu. Koalisyon ortaklarından A. Seyfi Öztürk de idamların durdurulmasından yanaydı.
Ölüm cezalarının onaylanmasıyla ilgili tasarı meclis gündemine getirilerek oya sunuldu. Mecliste CHP+AP ile CKMP (Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi) ve diğerleri arasında kıyasıya bir savaş çıkmıştı. Basının bir kesimi de bu savaşa katılmıştı. Tartışmaların ağırlık noktasını oluşturan ‘yargının verdiği kararı siyasi otoritelerin değiştiremeyeceği, siyasi suçtan ötürü ölüm cezasının uygulanmaması gerektiği, bu doğrultuda meclislerin ölüm cezalarını durdurabileceğiydi.’ Ben bu bilgilerin çoğunun avukatım kanalıyla sağlıyordum. İnönü ölüm cezalarının uygulanmasından yana çok katı bir tutum içindeydi. CHP ise İnönü'nün atacağı oyun rengini uyguluyordu.
AP'ye gelince, olayın bütün yükünü İnönü'ye bırakmıştı. AP’liler de İnönü'nün oy pusulasındaki rengi takip ediyordu. Meclis başkanlık kürsüsüne dört sepet konmuştu. Her bir sepette isimlerimiz yazılıydı. Kırmızı oy ‘ret’, Beyaz oy ‘kabul’, turuncu oy ise ‘çekimser’ sayılıyordu..
Nitekim ölüm cezaları komisyondan gelen şekliyle kabul edildi. Oylama sonuçları şöyleydi:
Talat Aydemir: 293 milletvekili katılmış; 220 kabul, 47 ret, 23 çekimser, 3 boş
Fethi Gürcan: 249 milletvekili katılmış; 187 kabul, 67 ret, 31 çekimser, 9 boş
Osman Deniz: 295 milletvekili katılmış; 156 kabul, 87 ret, 44 çekimser, 8 boş
Erol Dinçer: 291 milletvekili katılmış; 113 kabul, 126 ret, 43 çekimser, 9 boş.”
İDAM EDELİM – İDAM ETMEYELİM
Osman Deniz:
“Senato Anayasa ve Adalet Komisyonu çoğunlukla benim ölüm cezamı durdurmayı, Talat Aydemir ve Fethi Gürcan'ınkinin ise onanmasını isteyen teklifi kabul etti.
Görüşmeler sürerken bir önerge de AP kanadından verilmiş ve Fethi Gürcan'ın da hayatının bağışlanması istenmişti. Oylanan bu önerge de kabul edilmişti. Yani böylece Senato ‘Osman Deniz ve Fethi Gürcan'ın ölüm cezalarının durdurulması’ kararına varmıştı.
1961 Anayasası'na göre senatonun meclise geri çevirdiği yasalar gerekçeleriyle tekrar meclis komisyonlannda ve genel kurulda görüşülür ve tekrar oylanır. Mecliste alınan olumlu veya olumsuz oylama sonuçları kesindir. Artık senatoya gitmez. Kanun kesinlik kazanır. Ondan sonra son merci olan cumhurbaşkanına sevk edilir.
Tasarı yeniden meclise ve komisyona gelmişti. Durumu günü gününe takip ediyorduk.
Bütün bu olup bitenleri takip etmek normal bir insanın tahammül gücünü aşıyordu. Düşünün, bir gün geliyor ölüyorsunuz, bir gün geliyor yaşatılıyorsunuz.
Fethi Gürcan bu sonuçlar karşısında şunları söylüyordu:
- Osman kurtulacak. “Ama beni kurtarmazlar. Duygularım beni aldatmaz. Onlar benim hayatımı bağışlamaz.”
Fethi Gürcan’a şöyle diyordum:
Meclistekiler ölümden geri dönenlere tekrar: “Öleceksiniz. Biz sizi öldürmeye kararlıyız diyemezler”. Bu vahim bir tarihi hata ve insanlık vahşeti olur. Kendini boş şeylerle yorma,sonucu bekle ve gör bakalım vahşet mi kazanacak, insanlık mı?
Bunun üzerine, Fethi “Tabii, bekleyip göreceğiz. Ama bunlar senin dediğin gibi insanlar olsaydı biz zaten ihtilale kalkışmazdık, değil mi?”
Bunlar vahşet kusan yaratıklar... Bunlar koyun sürüsü... Şimdi bu sürüye bakan çobanlar ne derse onu yapacaklardır. Eee, biliyorsun, çobanlar bizden yana değil” diye karşılık veriyordu.
Komisyon görüşmeleri yine yoğun tartışmalardan sonra açıklandı: “Meclis Adalet Komisyonu, Osman Deniz'in ölüm cezasını durdurmaya, Fethi Gürcan'ın ölüm cezasının onaylanmasına karar verdi. Bu durumda tasarı Meclis ve Senato müşterek Anayasa ve Adalet Komisyonu'nda görüşülecek.”
ÇELİK İRADE
Osman Deniz:
“Şimdi anayasa gereği teklif bir kez daha meclis ve senato müşterek Anayasa ve Adalet Komisyonu'nda görüşülecekti.
Fethi Gürcan böyle bir sonuca hazırlıklı olduğu için hiç sarsılmadı ve bilinen metanetini bozmadı. Şartlar ne olursa olsun paniğe kapılmıyordu. Sağlam ve çelik bir iradeye sahipti.
Senato Anayasa ve Adalet Komisyonu ve Meclis Komisyonu üyelerinden seçilen 11 kişilik müşterek komisyon Fethi Gürcan hakkında son kararı vermek için toplandı. 1964'ün haziran ayı içindeydik... Fethi Gürcan'ın yaşamakla ölmek arasındaki sırtı keskin bıçağa oturtulmuş bedeni üzerinde pazarlık sürüyordu.
Ölmesini isteyenler başta İnönü olmak üzere çoğunluktaydı. Onun mahkemede: “Bir gün serbest kalırsam tekrar ihtilal yaparım. Kışlasına girip de çıkaramayacağım birlik yoktur. Çünkü ben sapına kadar ihtilalciyim” şeklinde kendine has tavrıyla söylediği ve zabıtlara geçen sözlerinden birçok politikacı ürküyordu. Sanki Fethi Gürcan salıverilmiş de hemen söylediklerini uygulayabilirmiş gibi bir korkuya kapılmıştı birçok parlamenter! Fethi Gürcan'ın korkusuzca söylediği sözler meclis koridorlarında günlerce yankılanmıştı.
Sağduyu yine galip geldi! Karma komisyonda 6'ya 5 çoğunlukla Fethi Gürcan'ın ölüm cezasının durdurulmasına karar verildi. Artık ikimiz için ölmekle yaşamak arasındaki ince çizgiyi çizecek olan meclisti.”
ONUR VE ONURSUZLUK
İsmet İnönü oylamalara katılmıyordu. El altından grubunu yönlendiriyordu. Menderes’in idamında da bu ince taktiği uyguladı. Denizler’de ise karşı çıkmış görünürken grubunu serbest bırakıp gençlerin ipe giden yolunu açtı. Piyonları görev başındaydı. Paşalar desteğinde operasyona devam edildi. ”Demokrasi” adına isyancı subaylar asılmalıydı.
Ya “şair ruhlu insancıl görüntüsüyle” kitleleri yıllarca kandıran Bülent Ecevit!
Yazılarıyla, 27 Mayıs sonrası MBK üyelerine “tabii senatörlüğü altın tepsi içinde sunan” sosyal demokrasinin lideri! 12 Eylül 1980 darbesini yapan Kenan Evren’le Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde “demokrasi” adına kadeh tokuşturan demokrat!
Satın alınmayan ihtilalciler asılmalıydı. Dördü de asılmalıydı. Gücü iki tanesini asmaya yetti.
27 Mayıs sonrası 27 Mayıs’ı satmaları karşısında kendilerine sözde 27 Mayıs’ı kollama adına ömür boyu senatörlük verilenler; dava arkadaşları karşısında birleştiler sadece 4 fire verdiler.
Bu dört eski MBK üyesi idamlara karşı çıktı. “Mucip Ataklı, Emunallah Çelebi, Kadri Kaplan ve Muzaffer Yurdakuler.”
Bir diğer eski MBK üyesi “Kamil Karavelioğlu” yalpaladı, çekimser kaldı.
Diğer bir kısmı deve kuşu misali saklanarak oylamaya gelmedi; “Suphi Gürsoytrak, Sezai Okan, Fahri Özdilek, Selahattin Özgür, Sıtkı Ulay ve Ahmet Yıldız.”
Diğer geri kalan eski MBK üyeleri verilen koltuklarını hak ettiklerini gösterdiler. “Ekrem Acuner, Refet Aksoyoğlu, Vehbi Ersü, Suphi Karaman, Osman Köksal, Sami Küçük, Mehmet Özgüneş, Mehmet Şükran Özkaya ve Haydar Tunçkanat” silah ve dava arkadaşlarının idamını istediler. Onlar asılırsa meydan onlara kalacaktı.
Eski MBK üyeleri, 12 Eylül 1980 tarihine kadar 20 sene o koltuklarda utanmadan oturdular. Demokrasi adına!
Talat Aydemir olayı Bey’lerin rahatını bozmuştu. Bu Bey’leri daha sonraları 12 Mart provokasyonunda göreceğiz.
Osman Köksal’ı, 12 Eylül’de oğlu polisler tarafından alınıp götürülürken, düştüğü zavallı durumu, Uğur Mumcu’nun palavra ‘İnkılap Mektupları’ da kurtaramayacaktır. Uğur Mumcu’nun bu karşı devrimciyi allayıp pullamasındaki neden sorgulanmalıdır; sorgulanacaktır.
Kontenjan Senatörü Sadi Koçaş oylamaya katılmayıp rengini belli etmemiştir. Kaçın kurası O!
Niyazi Ağırnaslı, Kasım Gülek, Sadık Perinçek, Sadettin Bilgiç, Ragıp Gümüşpala, Avni Doğan ve Ekrem Alican’da oylamalara katılmamıştır. Katılanlar nasıl olsa gereğini yapmaktadır.
Burhan Apaydın, İsmet Sezgin, Kemal Demir, Ali İhsan Göğüs, Suphi Baykam, Ali Coşkun Kırca, Turhan Fevzioğlu, Nihat Erim, Fakih Özfakih, Faruk Sükan, Muammer Erten ve Turan Şahin subayların idamını istiyen diğer Bey’lerden birkaçıdır.
Bunlardan, Fakih Özfakih, Muammer Erten ve Turan Şahin isminin altını çizelim. 12 Mart 1971 sonrası Ziverbey Köşkü’nde ve Deniz Gezmiş olayında bunların isimleri ve kendileri dans edecektir. Liderleri Orhan Kabibay ile birlikte.
İdamlara karşı çıkan onurlu insanları unutmayalım: Osman Bölükbaşı, Seyfi Öztürk, Neriman Ağaoğlu ve İhsan Sabri Çağlıyangil bunlardan bir kaçı; ama önemli kişiler.
Melahat Gedik ve Neriman Ağaoğlu 27 Mayıs mağduru ailenin fertleri. Onurlu Aile bireyleri.
SONA YAKLAŞIRKEN
Osman Deniz :
“Nöbetçi er hücremin demir parmaklarının dibine sandalyesini yanaştırıp oturdu. Üzgün tavırlar içinde bana garip işaretler yapıyordu. Yüksek sesle konuşmaktan kaçındığı belliydi. Önemli bir şeyler söylemek istediği belliydi, kendimi demir parmaklıklara iyice yanaştırdım, alçak sesle: Neyin var Mehmet Çavuş? diye sordum.
Ağlamaklı bir tavırla anlattı:
“Çok üzgünüm. Bugün bir hemşehrimi görmek için Meclis Muhafız Taburu'na gitmiştim. Büyük bir kalabalık gördüm. Kumandanlar da arabalarıyla meclise geldiler. Çok önemli bir şey olduğunu anladım. Askerler sizin durumların görüşüleceğini söyledi. O yüzden sonuna kadar bekledim.
Nihayet öğrendim ki sen kurtarılmışsın, ama bütün askerlerin çok sevdiği Fethi Gürcan'ın idamını tasdik etmişler. Dünyam yıkıldı. Biz onu çok seviyoruz. Bir yandan sizin kurtulmanıza sevinirken, öte yandan onun durumuyla yıkıldık, kahrolduk. ”
Ertesi gün gazeteler geldi. Baş manşet atılmıştı: “Fethi Gürcan'ın idam cezasını meclis tasdik etti. Osman Deniz'in idam cezası durduruldu.”
Talat Aydemir ve Fethi Gürcan yüksek sesle: “Osman, gözün aydın” diye sesleniyorlardı. Onlara cevap veremiyordum. Boğazım sanki bir mengeneyle sıkılıyordu. Kısık bir sesle: Çok üzgünüm, böyle olmamalıydı diyebildim.
Fethi Gürcan: “Üzülme Osman! Senin kurtulmanı canı gönülden istiyordum. Benim rüyam çıktı işte! Siyah yılan beyaz yılanı yutmuştu. Ben üzülmüyorum. Zerre kadar etkilemedi beni. Biz, albayımla birlikte Cemal Gürsel'in karşısına dikileceğiz. Albayımı tek bırakmak istemiyordum” dedi.
Talat Aydemir baştan beri sürdürdüğü görüşlerinde ısrar ediyor ve “Cemal Gürsel bu yasayı onaylamaz” diyordu.
Fethi Gürcan ise “Albayım, bu iş bitmiştir. Bu yasaya göre sen tek kalmadın, ben de sana katıldım. İhtilal’e zaten ikimiz karar vermedik mi? İşte yine ikimiz kaldık. 22 Şubat 1962'de enterne ettiğim köşkün sahibinden veto beklemek hayaldir diyordu..”