|
VIII. BÖLÜM
MAHKEME
SAFHASI ve HAPİS HAYATI
GENEL
KURMAY’IN GÖZLEMCİSİ
Genelkurmay
adına duruşmaları izlemek için görevlendirilen Em.
Tuğgeneral Celil Gürkan anlatıyor.
Talat
Aydemir’le Kuleli Askeri Lisesi’nde üç yıl beraberdik. O’nun
davranışı benim için sürpriz olmuştur. Bende bıraktığı
intiba çok temiz tertipli, fiyakalı giyinen, Kadıköy’de
oturan, sınırlı sayıda arkadaşa sahip, etliye sütlüye pek
karışmayan bir arkadaşımızdı. Sonra Harbiye Komutanlığına
kadar bir temasımız olmadı.
22 Şubat ve
21 Mayıs hadiseleri olduğunda ben Genelkurmay Başkanı Cevdet
Sunay’ın özel kalem müdürüydüm. Bana tevatür (söylenti)
kabilinde gelen bilgilerde Fethi Gürcan’ın ismi geçiyor.
Evveliyatını bilmiyorum, Talat’ın sağ kolu dava arkadaşı
olarak biliyorum. Yani Talat’ın davasını savunanlar içinde
çok büyük rütbeliler falan da var ama çoğu rütbe simsarı
diyeyim... Gerçekten bir dava adamı değiller. Ama Fethi
Gürcan, başından sonuna kadar tam manasıyla bir dava adamı
olduğunu göstermiştir. Onu Fethi Gürcan olarak ilk defa
Mamak’ta gördüm.
Onların
girişi -Talat’ın boyu kısa ama vakur, Gürcan tam manasıyla
bir dava adamı- hadiseydi. Ama o mahkeme nasıl bir
mahkemeydi? O mahkeme, bugün gibi aklımdadır. Hakimler
savcılar bir tarafta, sağ tarafa yüksekçe bir platform
yapmışlar. Orada da bir sınıf arkadaşım daha var. Salih
Aydın diye... Çelik başlık, elinde cop... Platformun
üzerinde bir masa, bir koltuk; orada oturuyor ya da ayakta...
Mahkeme heyeti de yüksek yerde. Sanıklar geldiler oturdular.
Orada bir usulsüz ya da mahkeme heyetinin kabul etmeyeceği
söz ya da davranış olduğu zaman Salih Aydın hemen kalkıyor,
‘susun, atarım dışarı’ diye ikazlarda bulunuyor. Böyle bir
mahkemeden adalet beklenmez. Hayrettir yani...
Cevdet
Sunay bana dedi ki: “Mahkemeye sen git, benim namıma izle.
Önemli kısımları not al, sonra gel bana bilgi ver.”
Atladım bir
gün evvel Mamak’a gittim. Kumandan ile görüştüm. “Biz
komutanlar için mahkeme salonunun sol tarafına koltuklar
koyduk, yer ayırdık” dedi. Bizimkiler, yani kuvvet
komutanları hayal aleminde. Cehalet şuradan başlıyor. O
zaman iş başında bulunan komutanlar mahkemeye gelecekler,
koltuklara oturacaklar. Bu nasıl bir şey, bu nasıl olacak?
Bizimkiler öyle tahayyül ediyor. Komutan da ona göre yerler
hazırlatmış. Bir aklı evvel herhalde demiş ki, “Efendim siz
oraya giderseniz o mahkemenin mahkemelik vasfı kalmaz ki?”
Ben Genelkurmay Başkanı gelemeyecek, O’nu temsilen ben
mahkemeyi izleyeceğim, kendisine rapor vereceğim” dedim.
“O zaman o
koltuklardan birine siz oturun” dedi. Benim basiretim
yerinde. Komutanım olur mu?. Mahkeme kurulmuş, sanıklar
oturmuş, avukatlar yerlerini almış... Şimdi orada bir kurmay
albay... Üniformalı, elinde not defteri not alacak. Mümkün
olmaz. Ben onlara görünmek istemiyorum, dedim. Dinleyiciler
için ayrılan yere oturdum.
Sabah
koşuşmalar oldu. Herkes tam bir disiplin altında yerini
almış. Bizim Salih Aydın da elinde copla orada gövde
gösterisi yapıyor. Duruşmanın selametini sağlayacak.
Psikolojik baskı. Girecek bakacaklar ki orada çelik başlı
bir binbaşı ya da yarbay, tabancalı falan, inzibatı temin
ediyor. Derken ayak sesleri geldi. Kalabalık... Görülecek
manzaraydı. Çok metinlerdi.
Talat’ın,
Gürcan’ın gurur verecek dava adamı olduklarını gözlerimle
gördüm. Onlar konuştukça gözümde büyüdüler, çok büyüdüler.
Onlara hakim soru sorsa da cevaplarını dinlesek diye heyecan
içinde çırpınıp dururduk. İşte Alparslan Türkeş’in de
hafifliği, ufaklığı orada meydana çıktı.
21 Mayıs
Mamak Mahkemesi’ni takip ettiğim sürece edindiğim izlenim
şu: ekipte şöhretler vardı. Yani Talat’ın o tasavvurunu
(düşüncesini) tatbikata koyarken beraber çalıştığı yalancı
şöhretler vardı. Bu tür hareketlerde liderlik zor işler.
Hatta Talat’ın bile liderlik bakımından zayıf yanları
olduğunu sanıyorum. Ama Fethi Gürcan için bunu söylemeye
imkan yok. Ne çare ki rütbe meselesi ve kurmaylık meselesi
rol oynuyor. Gürcan’ın pratik, hedefe en kısa yoldan varmayı
amaçlayan bir aksiyon adamı rolü oynadığını inanarak
söylerim. Yok Çankaya’da toplantı, yok bilmem ne varmış. O
zaman kanaat şu: Gürcan’a kalsa, Talat defteri dürmüştü.
Fakat Talat’ın daha tedbirli davranma eğilimi...
Alparslan
Türkeş, bütün karar ve beyanlarını kendi aleminde
hazırladığı projenin gerçekleşmesi doğrultusunda veriyordu.
Onun gözünde ne Talat, ne Fethi, ne Sunay, ne İnönü... O
daha sonra ortaya koyduğu görüşlerinin hazırlığı içinde
çifte hesaplı bir davranış sergilemiştir.
GENEL
KURMAY – KUVVET KOMUTANLARI PANİKTE
Mahkemenin
ilk gününü anlatayım. Tanıklar çıktılar, ben de arkadan
çıktım, atladım geldim Genelkurmay’a... Saat yarım veya bir
olmuş... Hemen Cevdet Paşa’nın odasına gireceğim ve ne oldu
ne bitti notlarımı anlatacağım. Sordum kim var içerde diye.
Komutanlar sabahtan beri içerideler. Devamlı çay kahve
ikmali yapılıyor. Ben içeriye girdim, kuvvet komutanları,
kara deniz hava kuvvet komutanları jandarma genel komutanı
var.
Yanılmıyorsam Tağmaç da var... Başka kimse yok. İçeriye
girdim, ‘Gel bakalım Celil’ dedi Genelkurmay Başkanı, ‘otur
şöyle...’ Anladım ki beni oturtup konuşturacaklar. ‘Ayakta
dururum efendim’ dedim, ‘Gel gel otur’ dedi, ‘Ne oldu,
baştan anlat bakalım.’ hepsi heyecanlı bir şekilde benim
ağzıma bakıyorlardı.
Heyecandan
öğle yemeği yememişler. Aç karınlarına beni bekliyorlar.
Saat 13.30’a kadar olan izlenimlerimi anlattım, onlar da
notlar aldılar. İnanıyor musunuz? ‘Talat ne dedi, Gürcan ne
dedi? Bize ait neler söylediler?. Anladım ki, bir kompleks
içindeler. Onları itham edecek ve inanılabilecek sözler
söyleyebileceklerini zannediyorlardı. Ben notlarımdan aynen
okudum. Neticede bunun özeti, komutanlar, o hareketin ileri
gelenlerinin kendilerini itham edici sözleri nelerdir onlar
hakkında bilgi almak merakı içindeler. Varsa yoksa, ‘bizim
için ne dediler?’.
Sıkıyönetim
Komutanı Cemal Tural’dı. Sıkıyönetim Komutanlığı Kurmay
Başkanı Recai Engin’di. O kadar sıkı ve terör yaratıcı bir
sıkıyönetim uygulanıyordu ki herkes konuşmaktan korkuyordu.
Yani karı koca yatak odasında konuşmaktan korkuyordu.
MAHKEME
TUTANAKLARINDAN:
Mahkemede
Fethi Gürcan İnönü’nün CHP'li Ferda Güley’in aracılığıyla
kurduğu ilişkiyi anlatır.
SANIK FETHİ
GÜRCAN - İnönü diyor ki acele ettiler. Ben de onlarla
beraberdim, sırası geldiğinde beklesinler, ordunun emanetini
tekrar onlara teslim edeceğim, …"
Birliklere
nasıl girdiğini anlatıyor
DURUŞMA
HAKİMİ - Tank Okulu’na ehemmiyet (önem) veriyorsunuz. Orada
kimseyi tanımadan nasıl gireceksiniz?
SANIK FETHİ
GÜRCAN - Beni ordudaki bütün subaylar tanırlar.
DURUŞMA
HAKİMİ - Orda kimseyi tanımadan girebilecek miydiniz?
SANIK FETHİ
GÜRCAN - Ne zaman gitsem girebilirim. Hangi kıt'aya gitsem
girebilirim ve oraya hakim olurum. Hususiyetim budur. (s.
89, 90)
Fethi
Gürcan genç subayları koruyup, sorumluluktan kaçan ihtilal
fikir karargahı üyelerinin ikiyüzlülüklerini ortaya
seriyordu.
DURUŞMA
HAKİMİ - Ne demek istiyorsunuz? Oturduğunuz yerden
sinirlendiniz.
SANIK FETHİ
GÜRCAN - Arkadaşım (İzzet Köz) konuşurlarken dinledim.
Kendilerinin aklî muvazenelerinde (dengelerinde) bir
noksanlık var ya da iyi bir aktördürler, çünkü arkadaşımın
konuşmasını dinlerken tahammül edemedim. Kendileri Talat
Aydemir ile temas kurmuş, bu teması Mustafa Ok'un da dahil
olduğu bir toplantıda yapmış, Hava Kuvvetleri hakkında bilgi
vermiştir.
Son karar
kesildiği zaman Hava Kuvvetleri’nin durumunu son bir defa
öğrenmek suretiyle Talat Aydemir Bey’den kendilerinin daha
evvel anlaşılan birkaç temasları olmuş, ben sonuncusundan
bahsediyorum. Randevu istemiştir. Talat Aydemir’e ikimiz
gittik. Hava Kuvvetleri’nin durumu hakkında kendilerinden
bilgi istedik. Çünkü, Hava Kuvvetleri’nde bu işi hazırlamak
görevi kendilerine verilmiş idi. Kendisi bu işte bilfiil
vazife almış, çalışıyordu.
Kendisi
bize kati olarak bir şey söyleyemeyeceğini, en güvendiği
arkadaşının Merzifon Üs komutanı olduğunu, Bandırma Üs
Komutanı ile temas edeceğini, bu birliklerin harekata
iştirak edeceğini söyledi. Kendisi Merzifon’a gidip burada
Talat Aydemir'in vermiş olduğu direktif dahilinde temas
edeceğini bildirdi. Yine ayrıca Bandırma ile temas etti.
Kendisi Cevat Kırca'nın evine gelip bize malûmat verdi.Yüzde
yüz bunları temin ettiğini söyledi.
Bunun
üzerine Pazartesi günü kendisi ile beraber Talat Aydemir'in
evine gittik. Bu konuşmalardan sonra kati kararı verdik. Ve
sözü kestik. Hareket Pazartesi günü başlayacaktı.
Harekat
onun içindir ki, Hava Kuvvetleri’nin fiili harekatı ile
başlayacaktı.. Fakat verdikleri sözü yerine getirmedikleri
için birçok karışıklıklara sebep verdiler. Temas ettikleri
şeyleri ve sözlerinden hep geri dönüyorlar.
SANIK FETHİ
GÜRCAN - … Genç arkadaşlar burada yanlış ve doğru
konuşabilirler. Onları sürükleyen biziz. Birinci derecede
Hava Kuvvetlerinde rol alanlar da bu arkadaşlardır (İzzet
Köz, Cemal Özdemir). Subaylığımdan utanıyorum, mazimden
utanıyorum, gençlerden, utanıyorum, bu şekilde aktörlük
yapmasınlar. (s. 136)
SANIK FETHİ
GÜRCAN - Efendim Yarbay Behzat Tanır'ı tesadüfen tanıdım.
Kendileriyle bu mevzuda eskiden hiç bir temasım yoktur. Harp
Okulu subaylarıyla bir irtibat sağlandığını bilmiyorum ve bu
mevzuda bana hiç bir şey söylenmemiştir. Söyleyip
söylemediklerini diğer arkadaşlar bilir. Fiili duruma
gelince: İhtilal başlamıştı, ihtilalin icabı başlangıç
tarihinden bitinceye kadar elimde tabancam vardı. İhtilale
karar vermişimdir. Bunun icabı yapılacaktır
Harp
Okulu’na geldiğim zaman durum şudur: Kapılar talebeler
tarafından zorlanmış ve bir kısmı dışarı çıkmıştı. Cephane
almak üzere sandıklar kırılmaktadır. Aradan çok zaman
geçmiştir. Daha evvel anlattığım gibi, Tank Okulu’na, Süvari
Okulu’na gittim. Ondan sonra Harp Okulu’na geldim, bu geçen
zamanda radyo evi civarında olmam icabeder.
Talat
Aydemir'in de Harp Okulu’nda olması icabederdi. Tanklar
yalnız bırakılamazdı.. Geldiğimde ancak yeni çıkmış halde
idiler (öğrenciler). Ben Talat Aydemir'i aramak maksadıyla
tabancam elimde nöbetçi subayı odasına girdim.
Oradakiler
hakkında bilgi edinmiştim. Girdiğim zaman Behzat Beyi
görmedim zannediyorum. Bu kadar hadise içersinde, baş rolde
oynayan bir insanım, bunda hata düşünülebilir, içeri girdim,
ondan sonra tank albayına rastladım. Talat Bey’i sordum.
Henüz gelmediğini, bir jeeple geleceğini söyledi. İki tane
harbiyeliyi muhafız verdim yanına ve jeeple gönderdim.
Yalnız şu
durumu izah etmek isterim: Yüksek huzurunuzda, bu
arkadaşları ürküten korkutan acaba benim tabancam mı? Yoksa
şöhretim mi? Yoksa memleketin içinde bulunduğu durum mudur?
Bir nöbetçi
eri Harp Okulu talebeleri ile silahını vermemek hususunda
mücadele ederken acaba bir subay neden hariçten gelen
subaylara teslim oluyor. Bunun sebebi, subayların durumu
yakinen izlemeleri, devlete inançları olmadığı, kendilerini
devlet talimatı altında hissetmemeleri. Her an bir hareket
bekliyorlar. Yoksa güççe, kuvvetçe her birinin de daha
kuvvetli olduğuna inanıyorum. Benim onlara üstün tarafım,
bir davaya inanıyorum, inancım var ve sonuna kadar da öyle
kalacağım. Maruzatım bundan ibarettir.” (s. 169, 170)
KARIMIN
KOYNUNDAN
Harbiyeli
Nezih Fırat’ın tutanaklardan ifadesi
SANIK
NEZİHİ FIRAT - ….Nizamiyenin önüne çıktım. Tam o sırada,
arkadaşımın akrabası olması nedeniyle evine bir iki defa
gitmiştik, Fethi Gürcan Binbaşı’yı kilot pantolonlu; yani
süvari binbaşı olarak gördüm. Kendisi resmi kıyafet ile
duruyordu. O zamana kadar resmi kıyafetle hiç görmediğim
için o anda ayık olamadım, kendisinin olduğunu. Fakat
geldiği zaman etrafında tesir edici bir durum vardı.
Yarbaylar, binbaşılar ve diğer subaylar etrafını alıyor,
ondan emir alıyordu.
O kadar
subaya emir veren bir şahıstan benim de emir almam, bir
tecrübesiz kimse olarak, herhalde bir mahzur teşkil etmese
gerektir…. Kendisini evine gittiğim zaman tanıdım. Çok
methedilecek bir durumu vardı. Zaten Türkiye'nin yüzünü
ağartacak bir binici olduğunu evvelden bilirim….
(Genelkurmay ve Meclis bölgesinde) Bu arada bir çok subaylar
geliyordu.
Bir tanesi
Fethi Gürcan'a aynen şöyle söyledi, affedersiniz huzurunuzda
söyleyeceğim çünkü bu bütün o subayların hislerini
belirtiyordu: “Ya dedi Fethi niçin haber vermezsin? Bak
karımın koynundan kalktım da geldim. …” (s. 205)
ŞEREF VE
HAKİKAT
SANIK FETHİ
GÜRCAN - Üzülerek ifade edeyim ki; Millete şu hakikati
belirtmek mecburiyetindeyim. 22 Şubat'ta şu gördüğünüz kütle
beni çok sevdiğim mesleğimden etmiştir. Şimdi biraz maziye
dönmek istiyorum. İçlerinde güvendiğim Talat Aydemir'in,
kanaatlerini doğru bulduğum için arkasından gittim.
Ben
kendisine; Ağabey, gençler bana güveniyor diyordum.
Hakikaten peşimden genç bir kütleyi sürüklüyordum.
Hareketlerimde samimi idim. Fakat şimdi buraya geliyorlar;
hiçbir şeyden haberleri olmuyor…
… Bana
Anadolu’nun muhtelif yerlerinden ve Edirne’den gelen genç
subaylar böyle bir hareketin yapılmasını istiyorlar. Benim
temaslarım daha ziyade genç subaylar arasında oluyordu.
Teşkilatın
içerisinde üst kademeyle temasta bulunan arkadaşlarım
vardır; sırası geldiğinde onlar bildiklerini
söyleyeceklerdir.
Bu durumda
harekat içinde Talat Aydemir başka kanatlarla irtibat
sağladı. Üçüncü ordudan tam olarak Refik Tulga'nın bunun
içerisinde olduğu söylendi. Beni daha ziyade ordudaki
binbaşı ve yukarı rütbeli subaylar tanır. Ve bu son beyandan
sonra yani, bizi bir an evvel hareket yapmaya sevk eden,
yurdun muhtelif yerlerinden topçu pilot tayyareleri ile,
özel vasıtalarla, izinli veya istihbarat bahaneleri ile
Ankara'ya subaylar gelmiş, benimle temasa geçmiştir. Evim
günün her saatinde bu hava içinde… Ölürsem de şerefimle
öleceğim. Hakikat bundan ibarettir.
DURUŞMA
HAKİMİ - Cevat Kırca İstanbul grubunun başkanı mı idi?
SANIK FETHİ
GÜRCAN – ‘Bizim için öyleydi.’ (s. 268, 269)
UCUZ
KAHRAMANLIK
Ali Elverdi
ile ilgili:
SANIK FETHİ
GÜRCAN - Arkadaşım radyo evinde iken silahının Yaşar Başaran
tarafından alındığını söyledi. Elindeki silahı mukavemetsiz
(direnmeksizin) şekilde veren arkadaştır.
Talebeler
üzerine hücum etmişler sonradan ben geldim kendisi ile
konuştum. Fakat kendisine, anons vermek suretiyle işin
aksamasına sebep oldun dedim.
Kendileri
diyorlar ki “Elimdeki silahı alacak kadar cesareti yoktu.”
Radyo evinde böyle bir konuşma olmamıştır. Böyle ucuz
kahramanlıklar yapmasınlar” (s. 426)
CESARET –
ZEKA – MERTLİK
31 Mart
Olayı’yla ilgili:
SANIK
MUSTAFA OK – “… sessizliği Fethi Gürcan bozdu: ‘Ne oldu
arkadaşlar, dilinizi mi yuttunuz, biraz evvel konuşanlar
sizler değil miydiniz? Neden susuyorsunuz?
Bu harekat
31 Mart gecesi olmadığı taktirde ben ve arkadaşlarım yokuz;
çekiliyorum. Esasen bizim bir ihtilal yapacak cesaretimiz
yoktur. Taa Doğu’dan getirdiğim ve şimdi muhtelif evlerde
öbek öbek oturan arkadaşlarımı nasıl dağıtılacak?’ dedi” (s.
469)
SANIK FETHİ
GÜRCAN - Durumu açıklayabilmem için şunları söylemem icap
ediyor. İstanbul'daki koordinasyon grubunun tanzim ettiği
bir plan vardı.
Arkadaşın
hafızası çok kuvvetlidir. 28 Mart tarihinde geçen
konuşmaları noksansız anlattılar. Bu konuşmalar arasında bir
de vazife taksimi vardı; 6-7 tane operasyonlar vardı.
Bunları anlatsın, bunlarda kimlerin vazife aldıklarını izah
buyursunlar.
Fethi
Gürcan doğudan kuvvet getirecekmiş. Fethi Gürcan doğudan da
kuvvet getirir batıdan da. Çünkü bana verilen bir vazife
vardı. Orada herkese verilen vazifeleri anlatsın.
28 Martta
ihtilale karar verilmiştir. Kendisi bir konuşma yaptığını
söylüyor, fakat konuşmasının sonunu tam olarak bağlayamadı.
Evet kendisi arkadaşlar ihtilal fikrinden vazgeçin değil,
yalnız bu fikrini izah ederlerken, yan kuvvetlerden
bahsettiler.
Bu yan
kuvvetlerin ileride bizi çürütebileceğini ve
muvaffakiyetsizliğe götüreceğini düşünerek onlarla birleşmek
hususunu ortaya attı, hiç olmazsa Türkeş grubu ile
birleşmeyi ileri sürdü.
Ben de, 7
Nisan gecesinde, ben yokum bu işte dedim. Sebebi de şu idi:
Bana bağlı kuvvetleri ona göre organize etmiştim. Trakya'dan
Doğu Beyazıt'a kadar olan kuvvetleri ona göre organize
etmiştim. O zaman bu şekilde karar verilip cayılması
kuvvetlerin meydana çıkmasına sebep oluyordu. Ve arkadaşlar
su yüzüne çıkıyorlardı.
Nitekim, 5
denizci, bahriyeli de bu şekilde olmuştur. Bu karardan
dönülmesi sebebiyle meydana çıkmışlardır. Dediğim gibi
organize kuvvetler zorla kamufle edilmişti" (s. 471)
SANIK
MUSTAFA OK - …. Ben evvelki birinci plana, yani darbe
planına inandığımı bidayette söyledim. Bunun hakkında,
muvaffakiyeti hakkında Fethi Gürcan'la tekrar tekrar
konuştum.
Fethi
Gürcan'ı ikna etmek için benim de kendime has bir metodum
olacaktır, bu harekatta muvaffak oluruz ama, benim eğildiğim
nokta bundan sonrası idi. Bundan sonrası üzerine bütün
düşüncelerini toplayan bir kişinin darbe üzerinde
durmayacağı aşikardı.
İhtilalin
bütününü şöyle düşünüyorum: Darbe ihtilalin bütünü, Fethi
Gürcan bunu daha iyi hatırlayacaklardır, nihayet bir gecenin
iki saatine sığar, güneşle beraber her şey halledilmiş olur.
Fakat ihtilalin güç safhası, ondan sonra başlar, memleketin
ağırlıkları ondan sonra omuzlara çöker, sonradan katılmış
olan kuvvet yavaş yavaş çekilir ve nihayet omzumuza
alacağımız bu yük bizi bir gün ezebilir.
Fethi
Gürcan bunu gayet sarih (açık) olarak hatırlayabilir. O
halde Fethi Gürcan'ın cesareti ile zekası arasında, diğer
şahıslarda olan muvazene (denge) yoktur. Fevkalade cesareti
yanında vasat bir zekanın sıkıntılarını çekiyor.
Onun
cesaretini her an zaptetmek endişesi içindeydik. Bahtiyar
Yalta ve ben, amma bu meyanda fevkalade memleket düşüncesi
ve gayesi olduğunu da biliyorum…” (s. 478)
SANIK FETHİ
GÜRCAN - Efendim yüksek huzurunuzda kendimi methetmek için
çıkmadım, yalnız sataşma oldu da onun için gelmiş
bulunuyorum. Kendileri gayet iyi bilirler, tahsil hayatımda
bir kere olsun ikmale kalmadım, pekiyi derece ile geçerdim.
Cesaretim de zekam kadardır. Buna arkadaşım da inanmış
bulunmaktadır. Arkadaşımla aramdaki farkım mertliğimdir.
Dönekliği bilmem hakikatleri söylerim.
SANIK
MUSTAFA OK - Fethi Gürcan son sözüne kadar hakikaten doğru
söyledi merttir, varsın benden fazla mert olsunlar. Ama
benim döneklikle hiç bir suretle ilgim yoktur. Şurada
söylediklerimin bir teki hatalı değil, bir teki endişeli
değildir. Onun ölçüsü kadar mert değilsem, bu onun katiyetle
cesur ve mert olması yönündendir. Eğer kendisinin mütalaası
(yorumu) üzerine döneklik gösteriyorsam, bu taraflarını
söylesin. Hatırladığım kadarını ifade etmeye çalışacağım.
Bütün hususları aynen arz etmeye hazırım.
MUŞTA =
VURUCU KUVVET
SANIK FETHİ
GÜRCAN- Koordinasyon toplantılarından bahsederken, orada
alınan kararlar vardır. Her zaman için toplanmaya lüzum
yoktur. Şu tarihte toplanıldı. Bu tarihten sonra
toplanılmadı.
Orada
yapılan, Mustafa Ok tarafından geçen sefer kısmen
anlatıldı. Diğer kısmı kesildi, bir plan vardır. Bu
koordinasyon toplantısında bulunanlara arz edilmiş ve teşvik
görmüştür. Plan ne şekilde çalışacaktır? Dolayısıyla da
herkese düşen bir vazife vardı. Benim vazifem şudur: Benim
tabirim Muşta 'dır. Vurucu kuvvettir.
Ama vurucu
kuvvet derken şu manada anlamak lazımdır. Ordu içinde genç
subaylar var. Muhtelif gruplara ayrılmışlardır. Türkeşçi
grup, 22 Şubatçı grubu, bir sürü buna benzer gruplar vardı.
Bunları tek fikir etrafında toplamak, üst kademeye bağlamak,
çengel tabiri buradan çıkıyor.
Benim
vazifem genç subayları bir fikir etrafında toplamaktır.
Bu vazifeyi
yaparken parlamento içinde olanlar da faaliyet
gösteriyorlardı. Mustafa Ok bunları kısa kestiler.
Parlamentodan Reisicumhur'a kadar hepsinin haberi vardır.
Herkes piyasadan çekilmiştir MUŞTA ortada kalmıştır.” (s.
553)
SANIK FETHİ
GÜRCAN - Mustafa Ok: “20-21 Mayıs olaylarından haberim
yoktur” dediler, doğrudur. Fakat şu hususun tavzihini
(açıklamasını) istiyorum.
28 Mart’tan
sonra fikir ayrılığı sebebiyle ayrıldıklarını ifade
ediyorlar. Ayrıca kendileri bir ihtilale taraftar
olmadıklarını ifade ettiler.
Kendileri
ihtilale taraftar olmadıklarından mı, yoksa yan kuvvetlerle
birleşerek bir ihtilalin yapılmasının doğru olacağı için mi
bizden ayrılmışlardır? Bu hususun yedi arkadaştan ayrı ayrı
sorularak tavzih edilmesini rica ediyorum.” (s. 606)
ÇÖL
KANUNLARI - KAÇANLAR
SANIK FETHİ
GÜRCAN - Sayın yargıcım, benim bütün arzum şu: Bu olayda
sorumlu olan 14-15 arkadaştır. İsterlerse teker teker
bunlara mahkemede yardım etmek ve haklarını belirtmek için
elimden gelen şeyi yaparım.
Diğer
arkadaşlar bugün benim elimde bir silah olsa, bir tabanca
verseler 15 kişiyi vurup diğerlerine de bir daha böyle
adamların peşine takılmayınız diye kendilerini ikaz ederdim.
Çöl kanunları burada varit değil.
Arkadaşlar
kaçıyorlar, kaçmasınlar hakikati söylesinler, bizim
inandığımız bir fikrimiz vardır. Bu fikre inanmış ve bu
fikri müdafaa etmişizdir.
Bizim
fikirlerimize inanan insanlar da vardır. Fakat davaya
bakıyorum bu fikirleri söylemiyorlar, saklıyorlar, size
15-16 tane isim verebilirim. Bu vereceğim isimler hadisede
birinci derecede rol oynamış, selahiyetli (yetkili)
insanlardır. Kendileri bu salahiyetten kaçmaktadırlar.
DURUŞMA
HAKİMİ - Kaçmak değil fikir ayrılması diyorlar.
SANIK FETHİ
GÜRCAN - Yok böyle bir şey. İhtilal fikrinden vaz geçilmiş
değildir. 7 arkadaştan teker teker sorulsun. Kendileri
ihtilal taraftarıdır. Yalnız yan kuvvetlerle birleşerek
ihtilal yapmayı düşünmüştür. Ayrı düşüncesi olan bir arkadaş
değildir. Bunun için 28 Marttan sonra da muhtelif temasları
olmuştur. Söğütözü ve bir de Türkeş'le olan temaslar. Bu
sağlanamamış, ondan sonra arkadaş ayrılıyorum diye resmen bu
topluluğa da bildirmemiştir.Arkadaşlar arasında konuşmuş
olabilir.
DURUŞMA
HAKİMİ – Münferit (kişisel) olarak. Fikri karardan ayrılmış
değil.
SANIK FETHİ
GÜRCAN - Ben şahsen haberdar değilim. Bu arada konuşma şöyle
geçmiştir. 28 Mart'ta vurucu kuvvetin bir kısmını, o tarihte
temel kursta bulunan subaylar teşkil ediyordu. 13 Nisanda bu
temel kursta bulunan subaylar kıt'alarına gittiler. O zaman
bir kuvvet sarsıntısı geçirdik. Ondan sonra kursa diğer
subaylar geldiler, tekrar kuvvetlendik.
Ve hatta
kendisine, Nisan’ın sonlarına doğru idi, Mustafa Ok'a süvari
grubu eskisine nispetle daha çok kuvvetlendi dedim. Ve
kendisi de bana dediler ki: “Bu yalnız süvari grubuyla
olacak iş değil.” Ben de diğer taraflarda da kuvvetliyiz,
dedim.
Aramızda
böyle bir konuşma geçmiş midir? Bunun sorulmasını istiyorum.
Nisan'ın sonu Mayıs başları idi. Talat Aydemir'in evinden
çıkılmış idi. Şimdi burada kendileri 15 Nisanda bizden
ayrıldığını söylüyor. (s. 607)
TEĞMENİN
TANKI – KURMAYIN TABANCASI
SANIK FETHİ
GÜRCAN - Biz yedi arkadaşız, bunu müteaddit (bir çok)
defalar söyledim, iki tanesi İstanbul'da Cevat Kırca ve
Osman Deniz, üç havacı İzzet Köz, Fethi Işıklıtepe, Cemal
Özdemir, bunlar bence birinci derecede sorumlu olan
şahıslardır.
Yalnız şu
hususu arz etmek isterim. Sayın Yargıcım benim bütün üzüntüm
şudur: Biz bir fikir peşindeyiz. Bu fikir iyi veya kötü
olabilir. Fakat biz memleketin hayrına olduğuna inandığımız
bu fikir arkasında bir çok insan vardı, bizim hareketimize
inanmış gayet fiili hareketi yapan gençler olacaktır.
Bir teğmen
tankını nereye saklasın, tabiî çıkmış meydana gelmiş. Bir
süvari teğmen atını, tabancasını nereye saklasın. Bu işte
birinci derecede sorumlu olan adamlar biziz.
Halbuki
arkadaşlarımız, ben radyodan duydum geldim, evime gittim
diyorlar.
Nerede ise
af buyurun ailesini şahit gösterecek, koynundan çıktığına
dair. Halbukî harekatı hazırlayan bizleriz.
Bu durumdan
hepsinin haberi vardır. Ve haber verilmiştir. Kademe kademe
vazife almışlardır. Bugün huzurunuzda herkes inkar yoluna
kaçıyor. Türlü türlü şahitler göstererek kendisini
kurtarmaya çalışıyor. Maddi hareketleri olamaz elbette.
Fakat fikir karargahında çalışan insanlardır.
DURUŞMA
HAKİMİ - Bu yedi kişi kim?
SANIK FETHİ
GÜRCAN – Talat Aydemir, Albay Emin Arat, Albay Galip
Gültekin, Yarbay Mustafa Ok, Binbaşı Bahtiyar Yalta ve ben.
Bunlar
burada bulunuyoruz. İstanbul'da bulunan iki arkadaş yani;
Osman Deniz ile Cevat Kırca…
DURUŞMA
HAKİMİ - Siz 15 kişi demiştiniz.
SANIK FETHİ
GÜRCAN - Sorumlulukları bakımından arz etmiştim. Bir de üç
tane havacı var. Bunlarla beraber 12 kişi ediyor.
DURUŞMA
HAKİMİ - Hayır beş kişi bu saydıklarınız, sizler de altı
kişisiniz 11 eder. Dört kişi yok. Yalnız bunların isimlerini
kesin olarak söylemen lazım. Bir yanlışlık olmasın.
SANIK FETHİ
GÜRCAN - Efendim ben kimseye iftira atmıyorum.
DURUŞMA
HAKİMİ - Tabiî. Söylediğiniz isimler mühimdir.
TANK ÇUVALA
SIĞMAZ
SANIK FETHİ
GÜRCAN - Kimseye iftira edecek değilim, şimdiye kadar yapmış
olduğumuz çalışmalar dokuz kişinin huzuru ile olmuştur.
Bunlardan
yedi kişisi buradadır. Bunlar fiilen çalışmışlardır. İki
tane de İstanbul grubundaki iki havacı 11 kişi, Cemal
Özdemir plan karargahında vazife almıştır. Bunun haricinde
fiili harekete iştirak eden Rıfkı Erten ve Yaşar Beyler
buradadır. Bunlar fiilen çalışmışlardır.
Ayrıca
Turgut Alpagut fikir karargahında çalışmışlardır. Karar
alındıktan sonra Mustafa Ok burada çalışmıştır. Yalnız bu
kısımlardan Mustafa Ok hariç diğer bütün çalışan herkesin
haberi olmuştur.
SANIK FETHİ
GÜRCAN - Ağzımdan 14 ila 15 kişi diye çıktı, 12 kişi
olabilir.
Üzüntüm şu;
biz bir davaya inandık, bu davanın tahakkuku (gerçekleşmesi)
için çalıştık, geldik. Diğer arkadaşlar Atatürk fikirlerini
benimseyen kimseler olarak bu kadronun kendi fikirlerini
tahakkuk ettireceğine inandılar ve tabiî fiili hareketi
yapan gençlerdir. Kiminin tabancası, kiminin tankı var,
bunları gizlemelerine imkan yok.
Tank çuvala
sığmaz, bu arkadaşlar fiili hareketi yapmışlardır. Bunlara
bu yolu gösteren biziz. Birinci derecede sorumlu şahıslar
olarak burada hesap vermek zorundayım.
Bunun
muhasebesini yapmıyoruz. Herkes kendisini kurtarmak için,
fiili durumda yokmuş da şu saatte evden geldim, anonsu
duydum, diye kendisini kurtarmak için inkar yoluna gidiyor,
bir teğmen atını, tabancasını nereye saklasın? Arkadaşlara
tavsiyem şudur. Buradan kurtuldukları takdirde inanmadıkları
adamların peşinden, bizim gibi insanların peşlerinden
gitmesinler.
DURUŞMA
HAKİMİ - Nihayet bir fikirdir, inanmıştır.
SANIK FETHİ
GÜRCAN - Efendim bir fikre inanmıştır. Ben de inandım ve bu
davranışlarımı memlekete hayırlı olacağıma inandığım için
yaptım, bütün arkadaşlarla beraber. Bu olayda birinci
derecede sorumlu bulunuyorum.
Fakat genç
teğmenler ise 146/1 ölüm cezası ile burada yatıyorlar.
Ötekiler ise, yani fikir sahasında çalışanlar ise bu işi
hazırlayanlar ve yardım edenler, 146/3 le burada
bulunuyorlar.
Bu arada
hiyerarşik sisteme de nihayet verilmesi bahis konusu oldu.
Sonra Savcı Bey bizi sıraya koymuşlar, beni ikinci sıraya
oturtmuşlar. Kendilerine teşekkür ederim. Fakat, ben ikinci
sırada kalacak bir adam değilim, böyle bir durumum yoktur.
(s. 608, 609)
DURUŞMA
HAKİMİ - Fethi Gürcan, iki sualim var kısaca söyleyiniz. Bu
süvari grubu ve tank okulu kursiyer talebelerinin kendileri
bu tertip işinde nasıl ve ne şekilde sağlanmıştır?
Malûmatınız var mı? Çünkü sizin beyanlarınıza göre bu
sualler meydana çıkıyor. Hem o zaman siz fiili kuvveti
elinde tutan insansınız.
SANIK FETHİ
GÜRCAN - Bu hususlara cevap vermiyorum. Mesuliyeti bana ait.
Bildiğim halde cevap vermiyorum.
DURUŞMA
HAKİMİ - Çengel sistemi hakkında bildikleriniz?
SANIK FETHİ
GÜRCAN - Biz çengeli alt kademeyi üst kademeye bağlamak için
yapmış bulunuyoruz. Fikri çalışmalarımız 22 Şubat’tan sonra
yapılmıştır ve her kıt'ada fikirlerimiz yayılmıştır.
Kendimize has bir irtibat şeklimiz vardı, bu irtibat şekli
ile bütün fikirlerimiz kıt'alara yayılmıştı.
Kıt'alarda
% 80 ila 90 fikirlerimiz biliniyordu. Bu sebeple Tank
Okuluna geldikten sonra tekrar bir hazırlık yapmaya ihtiyaç
duymadım. Çünkü bunlar fikir bakımından hazırlanmış
insanlardı. Böyle bir harekata katılacaklarını tahmin
ediyordum. Nitekim tahminimde yanılmadığımı durum bana
gösterdi.
Genç
arkadaşların hiç birinin ismini söylemem, bunları ben
hazırladım, bunların mesuliyeti bana aittir.
DURUŞMA
HAKİMİ - Biz böyle bir şey demedik.
SANIK FETHİ
GÜRCAN - Onların hazırlıklarını ben yaptım, onların
mesuliyeti bana aittir. (s. 617)
ALBAY’IN
ŞEREFİ
Turgut
Alpagut hakkında:
SANIK FETHİ
GÜRCAN - … Ben hakikatleri söyleyeceğim.
Eğer
kendileri şerefli insan iseler hakikatleri söylerler, yoksa
otururlar.
Durum
şudur: Turgut Alpagut Albay’a Talat Aydemir tarafından pazar
günü plan bildirilmişti.
Söylenenlere hayret ediyorum. Şu olmuş bu olmuş. Bunlar
hikayedir. Bu Bey’in arabası ile, harekattan evvel, Harp
Okulu’na gidilerek Harp Okulu Komutanı olarak daha evvel bir
bir birliklerin yeri gösterilmiştir. Çünkü kendisine Harp
Okulu Komutanlığı verilmiştir. Bu şahit zatın arabası ile
gidilmiş ve yerleri gösterilmiş ve gezilmiştir. Yok
misafirliğe gidiyormuş, yok orada durmuş…Bu hikayeleri
yapmayın arkadaşlarım diye, yapmayın yüzünüze vuracağım diye
söyledim.
İster
inanın ister inanmayın. Avukat Bey’in dedikleri gibi kimseye
çamur atmıyorum. Ben adaletin tecellisi için bildiklerimi
açıkça söylüyorum. Durum böyledir. Buyursunlar böyle bir
vak'a (olay) olmuş mudur, olmamış mıdır söylesinler. Ne
zaman Alay Komutanlığı görevini almıştır? Vazifesini
yapmadığı için geç kaldı. İhtilal muvaffak olamadı. Münakaşa
etmeyi istemiyorum. Muvaffak olmamanın sebeplerinden birisi
de bu arkadaştı.
ŞEREF SÖZÜ
Fethi
Gürcan, “Alman Elçiliği’ne iltica etmek istedi” iddiasına
sert tepki gösterir. Şerefine leke sürülmek istendiğini
söyler.
Elçi ile
yapılan anlaşmayı şeref sözü verdiği için açıklamaz. Mahkeme
tutanaklarına bu açıklama aşağıdaki şekilde geçer.
SANIK FETHİ
GÜRCAN - Efendim, yanlış akseden bir durumu tashih etmek
istiyorum.
Gazetelere
de bu husus başka türlü aksettirilmiştir. O gün için
verilmiş bir şeref sözüm vardır. Yalnız raporun bir kısmını
açıklamakta fayda görüyorum. Cip şoförüne söyledim.
Çankaya’ya doğru yöneldim. Maksadım oradan şehri terk
etmekti. Baktım muhafız alayı tarafından tertibat alınmıştı,
çıkmama imkan yoktu, döndüm Çankaya’dan aşağıya iniyordum,
bunu evvelce de ifade ettim.
Muhafız
alayının diğer bir bölüğü Tarım Bakanlığı’nın tarafını
tutmuştu, saat aşağı yukarı 8-8.5 du. Bu arada ancak, ya
teslim olmam veya silahla mücadele etmem lazımdı, üzerimde
resmi elbisem vardı.
Hatırıma
Alman Müsteşarı geldi. Bu Müsteşar’ı süvari arkadaşlar
tanırlar, gelir bizim oraya ata binerlerdi. Elbiselerimi
değiştirmeyi ve sivil elbise giymeyi düşündüm, bu maksatla
Alman Sefareti’ni oradan tahmin ediyordum, araba ile aramaya
başladım.
Şoföre, sor
bakalım burası neresidir? dedim
Dediler ki:
“Bulgar Sefarethanesi”, oradaki sivillere Alman
Sefarethanesi’nin nerede olduğunu sordum. Onlar da: “Aşağıda
İtalyan Sefarethanesi’nden sonraki olan sefarettir” dediler.
Ben Alman Sefareti’nin önüne gelince, cipi terk ettim, fakat
iltica maksadıyla değil, yanımda Mustafa Karazeybek de
vardır. Bunlar şahittirler, kapıya gittim açılmadı, silahımı
doğrultum ve oradaki müsteşarı sordum. Yokmuş, belki de
Türkiye'yi terk etmiştir. Kendisini süvari alayında
bulunduğum zamanlar tanıyorum. Buna İbrahim de şahittir.
Bu hususun
tahkik edilmesini arz ediyorum. Çünkü bana bir leke atılmak
isteniyor. Gazetelere başka şekilde aksettirilmiştir.
DURUŞMA
HAKİMİ - Olabilir.
SANIK FETHİ
GÜRCAN - Yalnız bir açıklama yapmak istiyorum. Elimde
thomson olduğu halde Sefirin huzuruna bu vaziyette çıktım.
Kendileri bu hareketimin Almanya'ya tecavüz olduğunu
söylediler.
Burada
anlatamayacağım bir sebeple bir subay olarak kendilerine
şeref sözü verdim ve hazırlamış oldukları raporu aynen kabul
ettim. Hangi yolla basına aksetti bilmiyorum, rapor ne ise
onu açıklasınlar bana leke sürmeye çalışmasınlar.
TÜRKEŞ’İN
İKİ YÜZÜ
Türkeş’in
iki yüzlülüğü ortaya çıkıyor. En yakınındaki Muzaffer Özdağ
bile olanlara inanamıyor.
Talat
Aydemir:
“İddianamede en çok dikkati çeken bir husus vardı. O da o
gece yapacağımız harekat saat 20:00 de hükümete ihbar
edilmişti. Bu yazı Kurmay Albay Halim Menteş’in hanesinde
yazılı idi. Hemen koğuşta bulunan herkes ona suçu yükledi.
Yalnız Emin Arat Bey: “Bu cümle 14 lere aittir” dedi. Biraz
sonra Turgut Alpagut dışarı çıkmıştı;
Muzaffer
Özdağ demiş ki; “bu ihbar bize, yani 14’lere ait değil.”
Mahkeme safhasında sıra Alpaslan Türkeş'in sorgulanmasına
gelince işin iç yüzü anlaşıldı. Meğer ihbarı yapan Türkeş
imiş.
Saat 20:00
de CKMP partisinden Fuat Uluç'a telefon ederek: “Gene o
namussuz Aydemir bu gece ihtilal yapıyor.” demiş.
Durumu,
CKMP milletvekili Yılanlıoğlu'na, O da hemen CKMP lideri ve
Başbakan Yardımcısı Hasan Dinçer'e bildirmiş.
O da
Başbakan İsmet İnönü'ye bildirmiş. Yani bu suretle hükümet
haberdar edilmiş. Ama onlar hiçbir tedbir almamışlar,
harekat başlamış.”
İÇ ÇAMAŞIR
UZMANI HAKİM
İktidar,
İhtilalcileri yargılamak için “Uzman Hakim”
görevlendiriyor. Hakimin işi “kaçakçılık”, uzmanlık alanı
“kadın iç çamaşırları” imiş.
“Bir gün
duruşma hakimi albay Numan Özdalga mahkemeye çıkmamıştı.
Yerine hakim Bnb. Ali Cesurer çıktı.
Ali Cesurer
"Mahkeme heyetine itimadınız var mı?" diye sorunca ben zaten
yerimde zor oturuyordum.
Mikrofona
fırladım : “İtimadım yok. Çünkü Binbaşı Hakim Ali Cesurer'le
Kore'de beraber bulundum. Çok yakından tanırım. Bu arkadaş
orada eşya kaçakçılığı yapmıştır” dedim.
Japonya'dan
izinli olarak dönen kafilesinin eşyalarını muayene komisyonu
başkanı olarak ben muayene ettim. 20 dolarlık bir beyanname
doldurmuştu. Buna mukabil bavulundan 1500 çift kadın çorabı,
kadın kombinezonu, kadın kilotları çıktı. En aşağı 500 - 600
dolarlık eşya vardı dedim. Hakim o zaman Yzb. idi. İçeriye
çağırdım. Nedir bu, sen hakimsin, yanlış beyanname
doldurulur mu? Kaçak eşyalar nedir? dedim. Bana aynen şu
cevabı verdi: “Ne yapalım yarbayım bunlar bizim yüz
karamız.”
Mahkeme
heyeti, dinleyiciler, sanıklar şaşırdılar.
Fakat Ali
Cesurer o kadar pişkindi ki: “Deliliniz var mı?” diye sormaz
mı?
Onun
üzerine tahkik heyeti raporlarını saydım. Tahkik heyeti
isimlerini açıkladım. Bir de üstelik o getirdiği eşyaları
satarken Kore polisi tarafından yakalanmıştı. Daha çok
bildiklerim vardı. Kafi geldi.
Savcı
dayanamadı. Hemen söz aldı. Ara kararına geçildi. Mahkeme
heyeti dönünce duruşma hakimi yerinde gene Deniz Alb. Numan
Özdalga vardı. Hakim reddedilmişti. Bir daha da gözükmedi.
Bilmiyorum adalet tarihinde bu kadar büyük bir skandal olmuş
mudur?”.
HARBİYELİLERİN YARGILANMASI
Harbiyeliler iki gruba ayrılarak yargılanırlar.
Dokuz
Harbiyeli “elebaşı” olarak tespit edilerek, ihtilalin
sorumlu Subaylarıyla birlikte 1 No’lu Sıkıyönetim
Mahkemesi’nde yargılandılar.
1459
Harbiyelinin davası ise 2 No’lu Sıkıyönetim Mahkemesi’nde
yapıldı. Günlük gazetelerde duruşmaların seyri halktan
gizlendi.
Sıkıyönetim
Komutanlığı’nca, aşağıda belirtilen biçimde kamuoyu
bilgilendirilmiştir.
“20-21
Mayıs Olaylarından sanık bulunan 1459 Harp Okulu
öğrencisinin yargılanmasına, 13 Haziran 1963 Perşembe Günü
saat 09.30'dan itibaren Harp Okulu Sinema Salonu’nda Ankara
Sıkıyönetim Komutanlığı 2 No'lu Mahkemesi’nde başlanmıştır.
Sanıklar
ile müdafileri, dinleyiciler ve basın mensuplarının salona
alınmasından sonra saat 09.30'da hakimler heyeti ve iddia
makamını teşkil eden savcılar mahsus yerlerini almışlardır.
Oturumun açılmasını müteakip mahkeme heyetinin Tuğgeneral
Nihat Günaşan başkanlığında duruşma hakimi, Hakim Yüzbaşı
Mehmet Karaaslan ve üye Kurmay Albay, Haydar Topcak'dan
iddia makamının ise Hakim Yüzbaşı Talat Onmuş, Hakim Yüzbaşı
Nejat Özben ve Hakim Yüzbaşı Sami Gerçek' den teşekkül
ettiği bildirilmiştir.”
Duruşma
Hakimi Karaaslan, kararnameden 1459 sanığın ismini okuyarak
hüviyetlerini tespit etmiştir. Saat 09.40'da başlanan bu
işlem iki saat devam etmiş ve saat 11.40'da son isim
okunduğunda 5 sanığın hasta olduklarından duruşmaya
gelmedikleri anlaşılmıştır.
Bundan
sonra duruşma hakimi sanıklara mahkeme heyetine itimatları
olup olmadığını sormuştur. Herhangi bir itirazın olmadığı
görülmüştür, iddia makamına söz verildiği bir sırada sanık
avukatlarından biri iddianamenin tetkiki için bir haftalık
müddet istediğini belirtmiştir.
Hakim
Karaaslan Askerî Ceza Kanununun 145. maddesinin 1. fıkrasına
göre bu talebi reddetmiştir.”
Daha sonra
söz alan Savcı iddianameyi okumuştur. Savcı iddianamesinde,
20-21 Mayıs Olaylarından sanık bulunan 1459 Harp Okulu
öğrencilerinin Talat Aydemir ve adamları tarafından nasıl
elde edilerek olaya karıştırıldığı ve olay gecesi hangi
öğrencilerin nerelerde, ne gibi faaliyetlerde bulunduklarını
izah etmiştir.
1459 Harp
Okulu öğrencisi için, savcı, Türk Ceza Kanunu’nun 146'ncı
maddesinin 3'üncü fıkrasının tatbikini -bu fıkra ile 5 ila
15 yıl ağır hapis ister- 173'üncü maddenin 3'ncü fıkrasıyla
31 ve müteakip maddeleri ile -bunlar da bazı medeni
hallerden mahrumiyet ve ikamete mecbur etme cezalarını içine
alan maddelerdir- Askerî Ceza Kanununun 154'ncü maddesinin
1'nci fıkrasının tatbikini de, istemiştir.
“20-21
Mayıs Olaylarından sanık bulunan 1459 Harp Okulu
öğrencisinin duruşmalarına 14 Haziran 1963 Cuma Günü,
2.No.lu Sıkıyönetim Mahkemesi’nde devam edilmiştir. 33
sanığın sorgusu sabah 52 sanığın sorgusu da öğleden sonra
yapılmıştır”
“20-21
Mayıs Olaylarından sanık Harp Okulu öğrencilerinin
duruşmalarına 15 Haziran 1963 Cumartesi Günü saat 09.00'da
başlanmıştır.
Mahkeme
heyeti ile idari makamını teşkil eden askerî hakimlerin
yerlerini almalarından sonra yoklama yapılmış, ardından
sorgulamalara geçilmiştir.
Bu duruşma
ile beraber, 1459 sanık öğrenciden 164'ünün sorgulanması
yapılmıştır.”
“19 Haziran
1963 Çarşamba Günü saat 09.00'da başlayan duruşmada, öğleye
kadar 56, öğleden sonra da 57 sanığın sorgusu yapılmıştır.
Böylece 113 sanığın daha sorguları tamamlanmıştır.”
“ 20
Haziran 1963 Perşembe Günkü duruşmada öğleye kadar 46
sanığın, öğleden sonra da 53 sanığın sorgusu yapılmıştır.”
27 Haziran
1963 Perşembe Günkü 2 No.lu Sıkıyönetim Mahkemesinin
duruşmasında, yapılan yoklamada 15 sanığın mazeretleri
sebebiyle gelmedikleri, 23 sanığın da tanıklık için 1 No.lu
Sıkıyönetim Askerî Mahkemesine gönderilmiş oldukları,
görülmüştür.
Müteakiben
sorgulara geçilmiş öğleye kadar 57 sanığın sorgusu
yapılmıştır.”
“3 Temmuz
1963 Çarşamba Günü 20-21 Mayıs Olaylarından sanık 1459 Harp
Okulu öğrencisinin duruşmasında, 61 sanığın sorgusu yapılmış
ve böylece bu olayla ilgili 1459 sanığın sorguları
tamamlanmıştır. Bundan sonra tanıkların dinlenmesine
başlanmıştır.”
GENERALLER,
ALBAYLAR KURTARILDI, HARBİYELİLER CEZALANDIRILDI
Harbiyeliler, 110 gün müddetle okullarında tutuklu kaldıktan
sonra 11 Eylül 1963 günü hayatlarının dönüm noktasını
yaşamışlardır. Çünkü, 2 No.lu Ankara Sıkıyönetim
Mahkemesinde yapılan Harp Okulu öğrencilerinin duruşmaları
sona ermiştir.
Buna göre,
1459 Harp Okulu öğrencisinden 75'i 4 yıl 2 ay ağır hapse,
91'i de 3 ay hapse mahkûm edilmişlerdir. 1293 öğrenci beraat
etmiştir. Fakat, mahkeme beraat eden 763 öğrencinin ise tard
edilmeleri gerektiği kanaatine varmıştır. Harp Okulu ikinci
sınıfı öğrencilerinden 148 kişi mahkûm olmuştur. 487 öğrenci
de beraat etmiştir.
Mahkeme
ikinci sınıf öğrencilerinden beraat edenler dahil hepsinin,
tardını istemiştir. Bunların mevcudu 635'tir.
Birinci
sınıf öğrencilerinden 18'i mahkûm olmuş, 806'sı beraat
etmiştir. Bunlardan 276'sının tard edilmeleri istenmiştir.
4 yıl 2 ay
hapse mahkûm edilen 75 Harp Okulu öğrencisi 1 yıl 4 ay
20'şer günde emniyet nezaretinde bulundurulacaklardır. Bu
mahkûmların öğrencilik sıfatları kaldırılmış, amme
hizmetlerinden müebbede mahkûm edilmişlerdir. 3 aya mahkûm
edilen 91 öğrencinin tutuklu kaldıkları süre mahkûmiyetleri
geçtiği için beraat edenlerle birlikte serbest
bırakılmışlardır. Beraat eden ikinci sınıf Harp Okulu
öğrencilerinin subay çıkıp çıkmayacakları hususunda ayrıca
idari karar alınacaktır.
HARBİYEDE
SON YEMEK
Mahkeme
kararı ile beraat eden öğrencilere aynı zamanda Harp Okulu
tarafından izin kağıtları verilmiş, öğleden sonra askeri
vasıtalarla grup grup şehre sevk edilmişlerdir. 11 Eylül
Günü yedikleri öğle yemeği, Harbiye'deki son yemekleri
olmuştur. Çünkü, 12 Ekim tarihine kadar okula dönüş
emirlerini bekleyen Harp Okulu öğrencilerine bu tarihten
sonra gönderilen tebliğlerde okuldan çıkarıldıkları
bildirilmiş, nüfus cüzdanları ve lise diplomaları iade
edilmiştir.
ÖLÜMÜNE
SEVGİ
Harbiyeli
Vahit Özsoy anlatıyor
“Biz
öğrencilerin yargılandığı 2 No.lu Mahkemede en dikkate
değer olaylardan birisi Ankara Merkez Komutanı
Kur.Alb.Orhan Çokdeğer’in ifadesi aşamasında
yaşananlarla; diğeri de olaylarla ilgili olarak
avukatlarımızın talepleri de uygun görülerek Okul
Komutanımız Talat Aydemir’le birlikte Fethi Gürcan gibi
vs...bir kısım subayların da biz öğrencilerin hazır
bulunacağı duruşmada tanık sıfatıyla dinlenmelerine karar
verilmiş olup da Merkez Komutanı Orhan Çokdeğer’in
dinlenmesi sırasında kendisine bütün öğrencilerce
“YUH...” çekilerek tepki gösterilmesi üzerine
Mahkemece bu kararlarından vazgeçilmesidir.
“Fethi GÜRCAN tanık sıfatıyle mahkemeye celp edilseydi,
ben kesinlikle inanıyorum ki, duruşma salonundaki l459
sanık Harbiye Öğrencisi, hiçbir engeli tanımaksızın O’nu
hem alkışlar ve hem de boynuna sarılırdı, yani alınacak
engelleyici bütün güvenlik tedbirlerine karşın, ölümüne
de olsa sevgisini bir şekilde gösterirdi.”
|