|
ANA
SAYFA |
KÜTÜPHANE | BEN
IHTILALCIYIM
ÖNSÖZ
Albay Talat Aydemir ve Binbaşı Fethi Gürcan 21 Mayıs 1963 ihtilal girişimi
arkasından yapılan mahkemeler sonucu diğer beş arkadaşlarıyla birlikte idama
mahkum edildiler. Üç kişinin idamı Askeri Yargıtay’da bozuldu. İki kişinin
ise (Yarbay Osman Deniz ve Üsteğmen Erol Dinçer) idam kararları TBMM
tarafından müebbet hapse çevrildi.
Fethi Gürcan 27 Haziran 1964 Günü sabaha karşı idam edildi. Talat Aydemir'in
idam cezası da 5 Temmuz 1964 tarihinde yine sabaha karşı infaz edildi.
27 Mayıs 1960 İhtilali ile başlayan Türk Silahlı Kuvvetleri'ndeki
çalkantılar, ancak, İsmet İnönü'nün "geçiş dönemi" politikalarının son
noktası olan Fethi Gürcan ve Talat Aydemir'in idamı ile durultulabildi
En rütbelisi Albay olan Üsteğmen'inden Teğmen'ine kadar bir dönemin genç
subaylarını 27 Mayıs İhtilali’ne ve arkasından gelen 22 Şubat 1962
direnişine ve 21 Mayıs 1963 İhtilali’ne iten sosyal dürtü ne idi?
Genç kuşaklar, hatta 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 Darbeleri’ni yaşamış orta
kuşaklar 27 Mayıs 1960 İhtilali’ni ve Aydemir ile Gürcan'ın idamına kadar
süren kargaşalıkları anlamakta oldukça zorluk çekmektedirler. Kimileri 27
Mayıs'la gelen demokratik ortamı hasretle anmakta, kimileri de 12 Mart 1971
ve 12 Eylül 1980 Darbeleri’ni baz alarak bütün ordu müdahalelerinin
demokrasiyi gerilettiği tezlerini öne sürmektedirler. Ama gerçek olan bir
şey varsa, o da toplumsal muhalefetin şimdiye kadarki en uç boyutlarının 27
Mayıs 1960 ile 12 Eylül 1980 arasında yaşanmış olduğudur. Bu nedenle 27
Mayıs 1960 ile başlayan süreci tekrar tekrar incelemek zorunluluğu hala
sürmektedir.
Aslında bu konuda yazılmış oldukça çok sayıda anı, araştırma ve açıklama
bulunmaktadır. Olayların neden sonuç ilişkileri açısından ele alındığı en
ciddi eser olarak Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın "27 MAYIS VE YÖN HAREKETİNİN
SINIFSAL ELEŞTİRİSİ" isimli kitabını söyleyebiliriz. Fakat bu kitap da,
bütün derinliğine ve 27 Mayıs İhtilali’nin tarihsel köklerine inen oldukça
doğru tespitleri bulundurmasına rağmen, gerek 27 Mayıs İhtilali’ne gelinen
süreçteki "yazısız" hareketler olsun, gerekse 22 Şubat 1962 Direnişi’nin
ardındaki 21 Mayıs 1963 ihtilal girişimini kapsayan sürecin incelenmesi
olsun, eksik kalmıştır. Üstelik Kıvılcımlı’nın bu kitaptaki tezlerine temel
olan kaynaklar önemli oranda "ikinci el"dir.
Talat AYDEMİR’in anılarını anlatan “TALAT AYDEMİR KONUŞUYOR” ve Osman
DENİZ’in anılarını kapsayan “HARBİYELİ ALDANMAZ” adlı kitaplar en temel,
birinci ağızdan belgesel anılardır.
Nesrin Turhan’ın kaleme aldığı “İHTİLALİN SÜVARİSİ” adlı anı-roman en
kaliteli belgesel çalışmadır. Bu kitabın muhakkak okunması gerektiği
düşüncesindeyim. Bu kitapta Fethi Gürcan’ın kişiliği tüm yönleriyle
verilmiştir.
Fethi Gürcan'ın 27 Mayıs İhtilali’ndeki "yazısız" yeri fazla bilinmez. Zaten
kendisi de "görevini yapmaktan" başka bir iddia taşımamıştı. Siyasi yazılı
tarihe ancak 22 Şubat 1962 Direnişi’nde Çankaya Köşkü’nü korumakla görevli
Muhafız Alayı'nın komutasını ele geçirerek girmişti. Çünkü, bu sırada Köşkte
Milli Güvenlik Konseyi toplantı halindeydi ve bu toplantıda bulunan
Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, Başbakan İsmet İnönü, üye bakanlar, Genelkurmay
Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının kaderi Fethi Gürcan'ın inisiyatifinde idi.
Olayın seyri eğer ihtilalcilerin istediği yönde gelişseydi belki aynı 27
Mayıs'ta olduğu gibi adı yine yazılı siyasi tarihte yer almayacaktı.
Başarısız 21 Mayıs 1963 İhtilal girişimi ile ilgili olarak ise mahkeme
tutanakları ve savunması dışında yazılı belge yoktur. Hatıralarını yazamadı.
Ama adı bir efsane gibi kulaktan kulağa yayıldı.
Talat Aydemir’in “Talat Aydemir Konuşuyor” adlı kitabı; olayları iktidar
yanlısı resmi açıklama, araştırma ve gazete dizilerinin karşısında ‘birinci
el’den ilk anlatımıdır. Ancak ilk ihtilal komitesini kurmasına rağmen
Aydemir 27 Mayıs İhtilali sırasında Kore'de görevli bulunuyordu.
Dolayısıyla, hatıraları 27 Mayıs konusunda bir boşluğu da taşımaktadır. 27
Mayıs'ın ardından gelen süreçlerde ise, hatıra olmasından kaynaklanan
duygusal öğeler taşımasına rağmen, bu hatıralar, Türkiye'nin sorunlarıyla
yüz yüze gelen Silahlı Kuvvetler’deki arayış ve ayrılışları, sadakat ve
ihaneti, vefa ve riyayı ve de siyasi oyunlar karşısında uyanıklık ve
körlükleri kendi doğallıklarıyla gözler önüne sermektedir.
Bu hareketlere şu veya bu şekilde katılmış, ucundan kenarından değmiş bazı
"kurmay" subayların anıları da, dönemin anlaşılmasında bazı ipuçları
vermekle birlikte, yazarlarının benzer duygusal yaklaşımları ve sürecin
tamamında bulunmayışları nedeniyle dönemin olaylarının anlatımı
dinamiklerinin netleştirilmesini değil de, aynı karışık haliyle sunulması,
hatta daha da karmaşık hale getirilmesi sonucunu vermektedir.
Dolayısıyla, hala sıkıntılar içinde kıvranan ülkemizin problemlerine ışık
tutması açısından, Türkiye'nin bütün sınıfsal, zümresel, tarihsel
dinamiklerinin Türk Silahlı Kuvvetler’in bünyesinde ve çevresinde çatıştığı
veya çatıştırıldığı ve de "Derin Devlet"in gözler önüne serildiği 27 Mayıs
1960 - 21 Mayıs 1963 sürecini mercek altına yatırabilmek amacıyla "yazısız"
süreçlerde yaşayanların da bildiklerini ortaya koyması gerekiyordu. Ve bu
amaçla, başından sonuna bütün aktif süreçlerde bulunmuş "Eylem" lideri Fethi
Gürcan'ı anlatmak, kaçınılmazdı.
"Türkler iki defa Viyana'yı kuşattılar, ama alamadılar. Ancak 1954
Konkurhipikleri’nde atlarıyla gönüllerimizi fethettiler.” Bir Viyanalı,
orada turist olarak bulunan Türk Edebiyat öğretmenine, böyle söylüyordu.
Viyana Konkurhipikleri’nin en başarılı binicisi, müsabakaya girdiği her iki
atla engelli ve at terbiyesinde birinci olarak Türk Bayrağı'nı iki defa
şeref direğine çektiren Fethi Gürcan'dı.
Bir başka olay efsaneleşerek Türk Subayları içinde kulaktan kulağa
yayılacaktı. Fethi Gürcan 1956 İsveç Stockholm Olimpiyatlarında, müsabaka
esnasında bir engeli geçerken atıyla birlikte devrilince kolu kırılır. Kırık
koluna aldırmadan, yurtdışında Türk Subayını temsil ettiğinin bilinciyle,
atına tekrar biner. Olimpiyat Oyunları’nı seyretmeye gelen İngiltere
Kraliçesi Elizabeth'i selamladıktan sonra bayılır. Ancak bu selamlamadan
sonra hastaneye kaldırılır.
Müsabaka alanlarından ihtilal meydanlarına ve idamla noktalanan bir son. Bir
genç subayı böylesine şöhret basamaklarından idam sehpasına götüren ne
olabilirdi? Şair'in dediği gibi:
“asılmak sorun değil
asılmamak da değil
kimin kimi astığı
kimin kimi neden niçin astığı
budur işte asıl sorun! “
ÖNER GÜRCAN
10 AĞUSTOS 2004/İSTANBUL
Bolum 1
|