ANA SAYFA | KÜTÜPHANE

Emperyalizme Faşizme Karşı HALK CEPHESİ

Halkımız! Ülkemiz işgal altında. Artık bu durumu tesbit etmek için, ne siyasi bir tahlile, ne özel bir gözleme ihtiyaç yok. Herşey televizyon ekranlarından görülecek kadar açık. Halkımız, devrimciler, vatanseverler! Emperyalizme karşı bağımsızlık, faşizme karşı demokrasi için mücadele bayrağını eğer bugünlerde yükseltmezsek, yarın çocuklarımız da, tarih de bizden hesap sorar.

Emperyalizme karşı bağımsızlık, faşizme karşı demokrasi için mücadele bayrağını yükseltmeye çağırıyoruz. Bu bir savaş çağrısıdır. (Hayır, ne sadece bir mitinge, ne bir yürüyüşe çağırmıyoruz. Bunlar da yapılır, yapılmalı, ama biz daha ötesinden sözediyoruz), biz halkın iktidarını hedefleyen bir mücadeleye çağırıyoruz.


Böyle bir mücadelede zaferin yolunu ancak emperyalizme ve oligarşiye karşı savaşacak bir halk cephesi açabilir. (Hayır, ne demokratik bir cepheye, ne yasal bir platforma değildir çağrımız, bunlar da olur, olmalı), ama biz mücadelenin ve örgütlenmenin her yolunu kullanacak, emperyalizme faşizme karşı savaşı sürdürebilecek güçte bir cepheden sözediyoruz.


Ülkemizde ABD işgaliyle ve Türkiye'nin Kuzey Irak işgaliyle yeni bir Türkiye tablosu çıkıyor ortaya. Bu tablo, işgalcilere ve işgalcinin bekçiliğini yapanlara karşı, her milliyetten, her meslekten, her din ve mezhepten Anadolu halkının ortak cephesini gerekli kılıyor. Bu tablo, Anadolu halkını, emperyalizme ve oligarşiye karşı, kendi iktidarı için mücadeleye çağırıyor. Emperyalizme ve faşizme karşı savaşan bir cephe olmaksızın, bu tabloyu değiştirmek mümkün görünmüyor. Somut bir görev tesbiti yapacaksak, bu görev, hiç tartışmasız biçimde Amerika ve işbirlikçilerine karşı mücadeledir. Amerika ve işbirlikçilerine karşı olan her kesimin birleştirilmesi bu görevin yerine getirilebilmesinin birinci koşuluysa, ikinci koşul, bu mücadelenin halkın iktidarı hedefiyle, buna uygun araç ve yöntemlerle yürütülmesidir.


Emperyalizm ve işbirlikçileri bir bütündür, iç içe geçmişlerdir; bugün bu bütünlük, açık ABD işgali olarak karşımıza çıkıyor... Mardin'in, İskenderun'un Amerikan şehirlerine çevrilmesiyle karşımıza çıkıyor... Hükümetin ve genelkurmayın ABD'den talimat almalarıyla çıkıyor... Uygulanan ekonomik programlarla karşımıza çıkıyor. Bu içiçelik bu kadar aleni olduğuna göre, kimse kendisini kandırmasın, kimse reformist, barışçıl yollardan bu tablonun değiştirilebileceği yanılgısını yaratmasın: Hükümetlerle, genelkurmayla, düzenin başka güçleriyle birlikte emperyalizme karşı çıkılamayacağı da, Amerika'ya veya Avrupa'ya yaslanıp faşizme karşı mücadele edilemeyeceği de o kadar açıktır ki, tersini söyleyenin mutlaka bir hesabı, düzene bir bağı vardır.
Demokrasicilik oyununun en azından bu sahnesi kapandı. Artık öyle TÜSİAD'la bir olup, AB'ye sırtını yaslayıp "demokrasi mücadelesi" vermek yok. Genelkurmaya, DSP, MHP gibi düzen partilerine yaslanıp "bağımsızlık mücadelesi" vermek de yok. Dün de yoktu, ama iç ve dış koşullar bunlara bir süre boyunca bu oyunu sürdürme imkanı verdi. Yeryüzünü açlığa boğan, yeni-sömürgelerdeki faşizmlerin destekçisi ABD ve AB emperyalizmine sırtını yaslayanlar, halkımızın karşısına "demokrasi savaşçısı" olarak çıktılar. Katliamcı, IMF'ci genelkurmaya sırtını yaslayan başka bir kesim "en ulusalcı, en bağımsızlıkçı" pozlarda dolaştı bu süre boyunca. AB'den demokrasi beklemenin ötesinde bir perspektifleri olmayan reformistler, "devrim, sosyalizm" sözlerini ağızlarında geveleyerek yüzlerini bir süre daha gizlemeye devam ederken, Kürt milliyetçileri bir yandan ABD'nin bölgesel düzenlemelerini kabul ettiklerini ilan edip diğer yandan demokrasiden yana olduklarını söyledi, yurtsever sıfatını taşımaya devam etti. Artık bitti. Ne Avrupa demokrasi getirdi, ne TÜSİAD ilerici bir misyon oynadı, ne Amerika Kürt sorununu çözdü, ne de küreselleşme insan haklarını egemen kıldı. Artık emperyalizmin ve oligarşilerin demokrasicilik oyununa katılıp ondan sonra da devrimci, demokrat, yurtsever sıfatlarını taşımanın devri bitti.


Devrimciyseniz, demokratsanız, yurtseverseniz, zulme ve sömürüye karşıysanız, emperyalizme ve faşizme karşı savaşacaksınız.
Halkımız nezdinde de bu düzenin yarattığı suni "umut"lar devri bitti. Son "umut" AKP'ydi. Son dönemlerde hiç bir partinin alamadığı oy oranını alacak büyüklükte bir "umut"tu. Artık düzenin siyaset sahnesine sürdüğü umutların "umut" olmadığının görülmesi için öyle yılların geçmesi gerekmiyor. Gerekmedi. 3 Kasım seçimleri öncesinde yapılan kimi anketlerin de gösterdiği gibi, esasta halkımızın büyük bölümü düzen partilerinin sorunlarını çözeceğine inanmıyor zaten. Oylarının büyük bölümü, alternatifsizliğin ve "ehveni şer"in oylarıdır. Halk için de demokrasicilik oyunu bitmiştir; ama ortaya emperyalizme ve faşizme karşı başarıyı, zaferi ve iktidarı vadeden bir örgütlenme çıkıncaya kadar, oyun kendini sürdürecektir. Halkın iktidarını hedefleyen anti-emperyalist, anti-oligarşik kurtuluş cephesi, işte bunu vadedebilecek tek örgütlenmedir.


Kim ki, emperyalizme ve faşizme karşı mücadelesinde ciddiyse, kim ki, bağımsızlığı ve demokrasiyi ısrar ve kararlılıkla istiyorsa, emperyalizme, faşizme karşı cepheye hayır diyemez. Hayır diyenlerin ciddiyeti, samimiyeti sorgulanır. Hayır diyen, sonuçta emperyalizm ve faşizm karşısında güçsüz, çaresiz kalır.
Taşıdığı sıfatı, bir etiket gibi değil, inancı, onuru, geleceği olarak taşıyan tüm devrimciler, yurtseverler, demokratlar, ilericiler için böyle bir cepheden kaçış yoktur. Yoksulluğa, zulme, emperyalizme, uşaklığa karşı olan herkes için Cephe adeta "zorunlu durak"tır. Ne reformisti, ne barışçısı kaçamaz bundan. "Her türlü savaşa, her türlü şiddete karşı olma" teorileriyle kaçılmaya devam edilebilir. Bu teoriler, hiç tartışmasız emperyalizmin ve burjuvazinin teorileridir. Bu teorilerle halkın devrimci mücadelesinden, devrimci cephesinden kaçanlar, ideolojik olarak tercihlerini burjuvaziden yana yapmışlardır. Tersine, halklar barışçıl, silahlı, silahsız, pasif, aktif, ılımlı, radikal, yasal, yasadışı, her türlü yol ve yöntemi kullanmak zorundadırlar. Bunların hepsi, halkların direnme ve kendi iktidarı için mücadele etme mücadelesinin meşruluğu içinde yerini ve anlamını bulur. Emperyalizmin ve oligarşilerin askeri, yasal, ekonomik kuşatması altında "her türlü savaşa, her türlü şiddete" karşı olma teorisi, bağımsızlıktan, demokrasiden, halkın iktidarından vazgeçmekle eşanlamlıdır.
Bunlardan vazgeçmek, onurdan, ekmek ve adaletten, hak ve özgürlüklerden vazgeçmektir. Bunlardan vazgeçmek, dünyanın Amerikan imparatorluğu tarafından teslim alınmasına onay vermektir. Böyle bir dünya, aç, sefil, yozlaştırılmış, örgütsüzleştirilmiş, dilencileştirilmiş bir dünyadır. Emperyalizme ve faşizme karşı direnmesini başaramayan her ülkeyi, halkı bekleyen budur. Türkiye halkı, Türkiyeli devrimciler, günlük düşünmekten, güncel gelişmelerin içinde boğulmaktan çıkmalı, büyük düşünmeliyiz. Elbette irili ufaklı her türlü eylem, her türlü örgütlenme, mevcut imkanları kullanma gerekli ve zorunludur. Ama bu mücadele ve örgütlenmelerin ufkunda emperyalizmin ve oligarşinin düzenine son vermek, halkın iktidarını kurmak, yani kısacası devrim yoksa, boşa kürek sallanılmış olur. Ufkumuzu büyüttüğümüzde, bu ufkun bizi getireceği ilk yer, emperyalizme ve faşizme karşı halkın savaşını geliştirecek bir cephedir. Öncelikli işimiz budur.
 

17 Mart 2003 Sayı: 52

http://www.haklar-ozgurlukler-cephesi.org/halkceph.htm